Habilhan PEHLİVANLI
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

GALERİ

HALEP VE ORTA ANADOLU EKSENİNDE BİR OYMAĞIN TARİHİ (PEHLİVANLILAR)

HALEP VE ORTA ANADOLU EKSENİNDE BİR OYMAĞIN TARİHİ (PEHLİVANLILAR)

Tarih 24 Ocak 2010, 23:01 Editör HP

Pehlivanlı Türkmen Aşireti'nin tarihine dair bir araştırma çalışması.

       Pehlivanlılar, Halep ve Yeni-İlde yaşayan Bayat boyunun en büyük oy mağını teşkil eder. Moğol istilası üzerine diğer oymaklarla birlikte Anadolu'ya göç eden Bayatlar, Avşar ve Bej dili boylarıyla birlikte Türkmenlerin Bozuk kolunu meydana getirdiler. 1337 yılında Dul kadirli Beyliği'nin kurulmasında önemli rol oynayan Pehlivanlı cemaatinin, Dulkadirliler'e tabi olduğu ve onlara destek verdiği, şu tarihi vesikayla kanıtlanmaktadır. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın Dulkadirliler'le birleşerek Halep'e saldır malarından korkan Memlük sultanı Kayıtbay, sonsuz yetkiler verdiği Emir Yeşbek komutasındaki bir orduyu Şubat 1471 yılında Halep'e gönderdi. Bazı Türkmen beyi eri de bu orduya katıldı. Memluk kuvvetleri Halep'te toplanırken Dulkadirliler'den Pehlivanlı aşireti reisi Serim İbrahim, Malatya ile Besni arasında bir Memluk kervanına baskın yaparak ele geçirdi. Malatya valisi Korkmaz, İbrahim'in peşine düştü. Sakaltutan denilen yerde yapılan çarpış mada, Pehlivanlı İbrahim tarafından esir edildi ve Dulkadiroğlu Şehsuvar Bey'e teslim edildi.

    Xlll. yüzyılın sonlarına doğru Halep, Şam ve Antep arasındaki boş arazilere yerleşen Bozok Türkmenleri, Çukurova'daki Ermeniler üzerine akınlar yapıyorlardı. Anadolu içlerine sızan Türkmenler, Moğollarla dişe diş mücadele ederek, Anadolu'da Moğol hakimiyetinin çökmesinde önemli rol oynadılar. İlhanlı Devleti'nin çöküşüyle birlikte, bu bölgede yaşayan Türkmen Beylerine geniş bir hareket alanı açılmış bulunuyordu. Türkmenler, Zeyneddin Karaca adlı beylerinin etrafında toplanmaya başladılar. (2)

    Oğuzların Bozok koluna mensup Bayat boyundan olan Dulkadiroğlu Karaca Bey, Halep Türkmenlerini başına toplayıp Dulkadirli Beyliği'ni kurdu. (1337) Birçok Türkmen cemaati bu beyliğe bağlılıklarını bildirdiler. Dulkadirli Beyliği'ni teşkil eden cemaatler çoğunlukla Bayat, Avşar, Mamalı, Cerit ve Karacakürt boylarından idi.


    'Bu sırada o bölge Türkmenlerin den birisinin reisi durumunda olan Taraklı Halil, Memlük Sultanı Melik Nasır Mehmet ile işbirliği yaparak sultandan Elbistan'ın hakimiyet beratını elde etti. Olayı duyan Karaca Bey, oğlu Halil'i bir grup akıncıyla Taraklı Halil'in üzeri ne gönderdi. Çarpışmada Taraklı Halil yenildi ve kaçıp Halep valisi Altınboğa'ya sığındı. Olayı duyan Karaca Bey de Şam valisi Tengiz ile dostluk kurdu. Halep ve Şam valilerinin Memlük Sultanına durumu bildirmeleri üzerine Taraklı Halil ve Karaca Bey Kahire'ye çağrıldı. Görüşmeler neticesinde Karaca Bey tercih edilerek kendisine Türk menlerin reisi olma beratı verildi." (3)

    Dulkadir beyleri, Memlüklu, Osmanlı rekabetinde beyliğin çıkarları doğrultusunda bir siyaset izlediler. Yavuz Sultan Selim, Dulkadir Beyliği'nin başına Şehsuvar Bey'in oğlu Ali Bey'i tayin etti. Bu sırada Yavuz, Mısır seferine çıktı. Bu seferde Osmanlı ordusuna yardım ve öncülük eden Ali Bey, 1516 Merc-i Dabık, 1517 Ridaniye savaşlarında kendisine bağlı 5000 atlı Türkmen ile savaşlarda bilfiil çarpıştı. 1519'daki Celali isyanları başta olmak üzere, Anadolu'da baş gösteren bir çok isyanın bastırılmasında önemli katkıları olan Ali Bey, bu hizmetinin karşılığını Osmanlılar'a başını vermekle ödedi. Çünkü onun başarıları, Dalmaçyalı bir Hırvat devşirmesi olan Ferhat Paşa'nın kıskançlığı ve hasedine neden oldu. Devrin padişahı Kanuni'den ferman elde eden Ferhat Paşa, bir bahaneyle Tokat'a davet ettiği Ali Bey'i oğulları ve torunlarıyla birlikte Artova'da öldürttü. (1522) Dulkadir Beyliği Maraş merkez olmak üzere Osmanlı topraklarına katıldı. Dulkadir Beyliği içinde olan Bozok bölgesi de ayrı bir sancak olarak Osmanlılar'a bağlandı.

     Dulkadir Beyliği'nin ortadan kalk masıyla, eskiden olduğu gibi mensup oldukları aşiret sistemine dönen o böl gede yaşayan Türkmenler, zaman için de büyük obalar meydana getirdiler. Bu obalardan bir tanesi de Pehlivanlı oymağıdır.

    Pehlivanlılar'ın tabi olduğu Bayat boyu, 1520 tarihinde 11 cem oluşmuştu. 1525-1536 yıllarında top lam 31 adet cem sahipti. 1552 tarihinde 53 adet cem oluşan Bayat Türkmenleri, 33 hane, 3 benn 40 mücerred vergi nüfüsuna kayıtlı idi. Bu topluluk, Bayat taifesine bağlı cemaatler arasında siyasi üstünlüğü ele geçiren Pehlivanlı cem beyi Uğurlu Bey tarafından idare ediliyordu. 1571 tarihinde 268 vergi nüfusundan meydana gelmiş olan bu oba, o zaman adını taşıdığı İlyas Pehlivan'ın torunu Mehmet ve Davut Kethüda Beyler tarafından idare olunuyordu. 90 hane, 5 benn 111 mücerred vergi nüfusuna kayıtlı olan Çunker cemaatinin de Pehlivanlı ailesinden olması, Pehlivanlılar'ın daha o günlerde büyük bir Türkmen topluluğu meydana getirdiği anlaşılır. Pehlivanlı ünvanı o günden günümüze aşiret mensupları tarafından hala yaşatılmaktadır. Davut Kethüda, kardeşleri Hacı Süleyman ve Timur namıyla anılan kişiler, berat sahibi olup, bunların oğulları da Sipahizade idiler. Kesin olmamakla birlikte, bu berat kendilerine Memluklular tarafından verilmiştir.

    Kanuni devrinde 507, II. Selim dev rinde 800 vergi nüfusuna yükselen Pehlivanlı Obası'nın diğer bir kolu da Yeni-il'de barınmaktaydı. 0 zamanlar, Yeni-il'deki Pehlivanlı kolu 410 vergi nüfusuna kayıtlı idi. İki Pehlivanlı oymağı Sivas'ın güneyindeki Yama Dağı eteklerinde yapılan bir toplantı sonun da birleşme kararı aldılar.

    Yeni-İl'in vergisi eskiden valide sultanların Üsküdar'da yaptırdıkları cami ve imaretlerin vakfına ait iken, o gün den sonra Mekke-Medine'ye gönderilen Surre akçesine ayrılmıştı. Bu nedenle, Pehlivanlılar'a ve onlara bağlı oymaklara, Haremeyn-i Şerif aşiretleri adı verilmiş ve Osmanlı fermanlarında bu isimle anılmıştır. Halep Türkmenleri ile Adana, Aksaray, Aydın ve Kırşehir bölgelerinde yaşayan Danişmendli Türkmenleri de Valide Sultan haslarının reayası idi.

    Yukarıda da belirtildiği gibi, Yeni-İl Türkmenleri'ne Üsküdar Türkmenleri denilmiştir. Nedeni ise Yeni-İl'in 1548'den 1584'e kadar Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'ın Üsküdar'daki camii ve imaretine 1584'den sonra ise, III. Murad'ın anası Atik Valide Sultan'ın-(Nurbanu Sultan) Üsküdar'daki camii ve imaretine vakfedilmiş idi. (6)

    1517'de Mısır'ı fetheden Yavuz Sultan Selim, İslam aleminin halifesi seçilmiş, Selim, şükran olarak Haremeyn halkına 200,000 altın, çok miktarda hububat, yiyecek giyecek göndermişti. Her yıl Anadolu'da toplanan vergiler, Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı'na getirilir, buradan Surre Alayları tertiplenip, kara yolu ile Mekke'ye giderdi. 0 günden sonra Anadolu halkının alın teri, Arapın midesine akmaya başladı. Mekke ve Medine'de yaşayan halk, Anadolu'dan gönderilen paralarla iyi bir yaşam sürmeye başlamıştır. Anadolu halkı çalışmayıp halkın sırtından geçinen ve kolay kolay bir şey beğenme yen kişilere "Kendisini Medine fukarası zannediyor." tabirini kullanmıştır.

    Pehlivanlılar'ın şu anda ellerinde bulunan Yusuf Bey ile başlayıp Abidin, Kara Halit, Kızıl Kenan, Mustafa, Hay dar ve İsmail Bey'le devam eden, soy secerelerini, 1670 tarihli aşağıdaki ferman aynen doğrulamaktadır. "Üsküdar'da bulunan eski Valide Sultan evkafından (vakfı) PehlivanIı, Cem ve Çakalbayadı, Toğanlıbayadı, Kızılkapanlıbayadı, Çönger, Kınık, Tatarilyaslı Kasım ve tabileri cem bundan önce aşiret beyi olan Muslu Bey, zikrolunan aşiret beyliği eskiden beri babadan oğula şanı yüksek berat ile üzerinde iken, adi geçen Muslu, sancak beyi olup, zikrolunan cem işine yetişememekte idi. Zikrolunan cem çöle gidiş gelişlerinde, Araplardan koruyan bir aşiret beyi olmadığından, çöl Arapları taifesi üzerlerine gelip, mallarına ve yiyeceklerine yağma ve talan ile zarar verdiklerinden, üzerlerine bir aşiret beyi atanmak, ahaliye ve mir mal'a pek faydalı olduğundan, yine Pehlivanlı Cem yerine hak sahiplerin den İsmail kulları, eskiden ola geldiği üzere, aşiret beyi atan ip, zikrolunan cem üzerlerine ödemeleri gereken koyun ve keçi vergisi, otlak vergisi, deve vergisi, muhasebe ve kethudalık işleri, adı geçen Ismail'in marifetiyle görülüp ve eline verilen mühürlü ve imzalı tahrir defteri gereğince, miri mallar zikrolunan İsmail Bey eliyle toplanıp tahsil edilmek ve defter gereğince zikrolunan haslar voyvodası olanlara tamamen ödeyip ve teslim edip, eline mühürlü ve ona göre hareket edilen sened aldıktan sonra, aidat ve havalelik adı ile vergi alınmayıp, içlerinde şer'an ve kanunen vuku bulan cürüm, suç, cinayet ve vergilerden, şeriat ve kanun gereğince, sözü geçen Ismail'in marifeti ile görülüp, başka bir kimse hiçbir suretle bunun işine karışmayıp, bundan sonra, zikrolunan Ismail adı geçen cem aşiret beyi olup, gerek miri malları, gerek muhasebeleri ve kethüdalık işleri ve sair hususları adı geçen Ismail'in marifeti ile görülüp, açıklandığı şekilde kendi hizmetine ve aşiret beyliğine başka bir kimse karışmamak üzere, eline şanı yüksek berat verilmesine büyük devlet kapısına arz olundu.

1082. (1670) "Pek aciz kulunuz Yusuf Ağa Halen Darüssaade Ağası

    Yeni-il Bayatlarından Çakışlı ve El Beğliler'in Pehlivanlı obasıyla birleşip Pehlivanlı'ya Ahde yazılınca, (Ahde, küçük oymakların büyük ve güçlü oymağın himayesine girmesi.) diğer Türkmen obalarının da güvenlik nedeniyle kendilerine katılmasıyla, Pehlivanlı oymağı, daha da genişleyerek, XVII. yüz yılda büyük bir güç haline gelmiştir. (8)

    XVII. yüzyıl başlarından itibaren celali isyanları ve timarlı sipahiliğin gevşemesi ile çoğalan boş timarların iltizama (devlet gelirlerini toplama görevini üzerine alan) verilmesi hız kazandı. Ayanlar, mültezimlik yoluyla bu topraklara ve üzerinde tarım yapan köylü ye adeta hakim oldular. Bu nedenle ayanların gücü geniş sahalara yayıldı ve kalabalık insan topluluğu üzerinde etkinlikleri giderek arttı. Aynı yüzyılın ikinci yarısından itibaren işlediği toprağı terk eden çiftçi ve leventlerin mültezimlik yapan ayanlara sığınması karşısında bunlar, kendilerine bağlı nüfus bakımından da iyice kuvvetlendiler.(9)

    İyice güçlenen Pehlivanlılar, Halep bölgesinden ayrılarak XVII. yüzyılda itibaren Sivas'ın güneyine düşen Kangal, Divriği ve Yama Dağlarında yaşa maya başlamıştır. 1688'de kendilerine bağlı birçok oymaklarla Anadolu'daki türeyen eşkıyaların tenkiline memur edilmiştir. (10)

    XVII. yüzyıl çeyreğinde Osmanlı Devleti'nde meydana gelen iktisadi buhran ve Celali fetreti, Bozulus gibi, Pehlivanlı'yı da etkilemiş, aşiretler yavaş yavaş Orta Anadolu'ya kaymaya başlamıştır.

    Osmanlı Devleti İkinci Viyana Kuşatması'ndan önce Türk oymaklarına ordusunda yer vermezken, asker sıkıntısı çekmeye başlayınca, Türkmen oymaklarından ilk kez 1690 yılında asker almaya başladı.

    Bu nedenle, Pehlivanlılar ile diğer Türkmen oymakları Avusturya'ya yapılan sefere çağrıldılar. 300 Türkmen askerin başında şu bey ve oba ağaları bulunuyordu. Pehlivanoğlu İsmail Bey, Pehlivanoğlu Hacı Musa Bey, Pehlivanoğlu Battal Bey, Pehlivanoğlu Hacı Abbas Bey, Ayrıca Tatar-İlyaslı Obası Hasan Bey oğlu Mehmet Bey, Şam Bayadı Oba Ağası Ali Bey oğlu Mirza Bey, Kuzugüdenli Oymağı Bey Ağası Biber oğlu Asaf Bey ve Kenan Bey. (1690)

    Türkmenler savaşa katıldılar, ancak deneyimleri olmadığı için bir yıl sonra Salankamen Savaşı'nda top ateşine dayanamayarak geri çekildiler. (Ağustos 1691)

    1696'da Yeni-İl voyvodası (ağası) olan Pehlivanoğlu İsmail Bey'e bir çok Türkmen obası bağlılıklarını bildirmiş, bundan da güç alan Pehlivanlılar, yukarıda belirtildiği gibi, geçen otuz yıl içerisinde batıya doğru ilerleyip, Bozok bölgesine yerleşmişlerdir. Bu aşiretin şimdiki oturduğu köyler, Kırıkkale iline bağlı Abdurrahman Beyobası, Mehmet Beyobası, Hüseyin Beyobası, Kenan Beyobası, Gazi Beyobası ve Battal Beyobası'dır. Orta Anadolu'ya gelip şimdiki Kırıkkale yöresine yerleşen Pehlivanlılar 72 Oymaktan meydana gelmiştir. 24'ü Pehlivanlı Türkmeni, 12'si Çiçekdağı ve Haymana yöresinde oturan Kürt, 36'sı Kırşehir, Keskin, Kırıkkale yöresinde oturan ve Pehlivanlıya Ah- de yazılan Türkmen aşiretleridir.
1705-1707 yıllarında, Kütahya, Maraş, Karaman, Sivas valilerine, Aydın, Saruhan sancakları kadılarına gönderilen bir hükümle, bölgelerinde bulunan birlikte ayrılan cemaatlerin Adana'ya gönderilmesinde gayret gösterilmesi emredilmiştir. Bu dağılan cemaatlerin 12'sinin Sivas ve Kırşehir bölgelerinde, Pehlivanoğlu Kenan Bey'in yanına sığındıkları tesbit edilmiş ve bunlar oradan alınarak, Adana Anavarza'ya iskan olunmuşlardır.     Yine 1707 yılında, Adana ve Rakka valilerine gönderilen bir fermanla bir çok Türkmen cemaatinin Münbiç nahiyesindeki boş ve harap yerlere iskan edilerek Rakka mukaatasına bağlanması emredilmekteydi. Ancak bunlardan pek azı Rakka bölgesine yerleştirilmiş, diğerleri ise çeşitli yerlere dağılmıştır. Dağılanlardan 500 hanesi Pehlivanlı torunlarından olup, diğer 500 hanesi Boz-ulus Türkmenlerinden Tabanlı, Danişmendli, Ketişoğlu ve Büyük Salurlu-Küçük Salurlu cemaatleri ile birlikte idiler. (12)     Kırşehir, Kaman ilçesinin Çağırkan köyünü yurt tutan Çağırganlı Türkmenleri de Rakka iskanına tabi tutulmuş idi. Bunlar, iskan yerlerine gitmeyerek, Orta Anadolu'da Pehlivanlı aşiretinin içine karışmışlardı. (13)     Orta. Anadolu'ya geldikleri 1613 tarihinden itibaren, Tecirli aşireti başta olmak üzere, birçok aşiretlerle kavgaya tutuşan, Cerid aşireti, Rakka'ya iskana tabi tutuldular. iskan yerlerini terk edenlerin bir bölümü, Bozok, Kırşehir, Keskin ve Çiçekdağı taraflarına dağıldılar. Kalanlar ise "giden evlerimiz geri dönmedi" diyerek kaçıp onlara katıldı. (14)

Beylerimiz hatır gönül bilmedi
Ferman idüp yaylağımız vermedi
Giden evlerimiz geri dönmedi
Acep neye varır hali Cerid'in.

    Ceridler'in bir bölümü yakalanıp Adana'ya iskan edildi. Bir bölümü ise Yeni İl'e bağlı Pehlivanlı aşiretine katılarak, Pehlivanlı boy beyine emanet edildi.

    Aşağıdaki emirname, Pehlivanlı aşiretinin 1 729 yılında Bozok (Yozgat), Kırşehir, Keskin ve Kayseri dolaylarında oturduğunu kanıtlamaktadır.

    "İskan taifelerinden Beğdili'ye tabi Döğer, Karakocalı Bozok Sancağı, Kırşehir, Keskin, Kayseri dolaylarında Mamalı, Salarlı Pehlivanlı ve Tabanlı Cem içlerinde olup, lakin bu cem atların bazıları Rakka Perakendesi Mukataası tabilerinden olduklarından ötürü, adı geçen mukataanın bu defa malikane kaydı kaldırılıp ve silinip 1142 (1729) yılı Şubatından, Rakka Valisi tarafından zaptolunmak üzere, eklenmiş ve katılmış olduğundan "Bizler perakende mukataasına tabiyiz." demelerine bakılmaksızın bulundukları yerlerden çıkartılıp, eyalet ve sancak mutasarrıfları, kadılar ve mütesellimlere, Istanbul'dan tayin olunan mübaşire, aşiret beylerine, vakıf zabitlerine, kethüda ve Yeniçeri serdarlarına, vilayet ileri gelenlerine, Mamalı ve Pehlivanlı, ve diğer aşiretler boy beylerine hitaben yukarıdaki emir tertibi üzere, Divan'dan şerefli emir verilip, kaydolundu."

    1797'de Pehlivanlı Mahmud Bey, köydeki camii yaptırmıştır. "Üç tuğlu Mahmud Bey" olarak anılır. Bozok (Yozgat) ayanı Çapanoğlu Mustafa Bey (1768-1782) ile birlikte çalışan Mahmud Bey, Çapanoğlu Süleyman Beyin (1782-1813) yanında Avusturya ile yapılan savaşların birinde Belgrat'ta şehit düşmüş ve oraya defnedilmiştir. Mahmud Bey için söylenen ağıt:

Vakit geçti Belgrat'ta durulmaz
Kalk gidelim beyim ellerimize
Böyle firkat ile gönül eğlenmez
Kalk gidelim beyim ellerim ize.
Çapan beyoğlu da yanım yoldaşım
Hasan Dedem Dinek Dağı sırdaşım
Oğlum Abdurrahman yareli eşim
Kalk gidelim beyim ellerimize.

Pehlivan beyleri yasımı tutsun
Mezarım başında bir top gül bitsin
Bülbül her seherde ahu-zar etsin
Kalk gidelim beyim ellerimize.

Mahmud Beyin Oğlu Haydar Bey, kardeşi Abdurrahman Bey'den küçük olduğu halde babasıyla harbe katılırdı. Bu seferlerin birinde oğlu Haydar Bey'i kaybedip köye döndüğünde, Abdurrahman Bey, kardeşinin atının babasının yanında boş döndüğünü görüp "Vay kardeşim şehit mi düştün." diye ağlamaya başlayınca. Mahmud Bey, "Sus kadın gibi ne ağlıyorsun. Sen de Haydar ol, sen de kal."demiştir. Prof. Faruk Sümer'in dile getirdiği gibi, "Anadolu'da Türk'ün kaderi böyle idi. vergisi Mekke-Medine'ye gider. Kendisi de, çok defa geri gelmemek üzere, impara torluğun uzak eyaletlerine savaşa gön derilirdi." (15)

Haydar Bey için söylenen ağıt:
Haydar Beyim der ki beyler ağalar
Bir yavruya gönül düştü n'eyleyim
Bir niyetim geri dönüp döğüşmek
Yaralarım el vermiyor n'eyleyim.
Söğüt illerinde yurtları belli
Gidemem sılaya kollarım bağlı
Uğrusuna bendli ön kolu dağlı
Kır atıma binemedim n'eyleyim.
Kim ister ki benim böyle gezdiğim
Alay kurup dört yanıma düzdüğüm
At sürüp de orduları bozduğum
Padişahtan ferman geldi n'eyleyim.
indim Kalehisar'a Kalehisar'ı boyladım
Tuttum Kalehisar valisini bağladım
Firkat geldi ah eyledim ağladım
Yüreğime bir od düştü n'eyleyim.(16)
Merkezi idare, XVII. yüzyılda iç karışıklıklar ve bitmek tükenmek bilmeyen dış savaşlar yüzünden zayıfladı. Bu nedenle bazı vezirlere bir kısım sancaklar arpalık olarak verildi. Buralara umumiyetle bölgesinde egemen yerli ayanların mütesellim ve voyvoda olarak atanmaları, bu kişilerin fiziki etkinliklerinin yanı sıra, idari yönden de güç kazanmalarına yol açtı. Ayanlar, suhte ve levent isyanlarında ehl-i örfe karşı asilere destek vererek içtimai nüfuzlarını da artırdılar. 0 günden sonra ayanlar, içtimai, iktisadi ve askeri güçlerine idari yetkilerini de katarak, bölgelerinin merkezle münasebetlerinde en kudretli temsilcileri oldular. Bu temsilcilerden birisi de Pehlivanlılar'dır. (17)

    XVIII. yüzyılda Anadolu'daki Türkmen oymakları hakkında incelemeler de bulunan Burckhardt ve Niebuhr'un ortaya koyduğu listelerde Pehlivanlı oymağının yurdu Bozok'ta gösterilmiştir. Yine Niebuhr, Halep'te yaşayan P. Russel'den naklen Ankara-Sivas. arasın daki bölgede yaşayan Pehlivanlılar' ın büyük bir güç olduğunu ve 1766'da 15.000 çadıra sahip olduklarını bildirir. Pehlivanlı oymaklarından bazıları şimdiki Suriye toprakları içinde yaşarlar. Bunlar, Battaloğulları adıyla anılır. (18)

    Ergani madeninden elde edilen bakırın, Tokat ve Diyarbakır kalhanelerine nakledilmelerine Pehlivanlı oymağı memur edilmiştir. Aşağıdaki ferman bunun bir delilidir. (19)

    Ergani madeni hümayunundan Tokat kalhanesine nühas-ı ham (Ham bakır) nakli içün Yeni-İl kaymakamlığı ahalisinden mürettep şetaratın memuru hamiyetlü Ahmet Ağa bu kere der sa adetten Yozgat tarafına gelmiş ve memuriyetini havi getirmiş olduğu emri ali ile kendisi bu defa ol tarafa gönderilmiş ve şeterat-ı merkumenin sür'at-i sevk ve irsaline derece ehem ve elzem olduğu emr-i lide musarrah ve münderic bulunmuş olup ancak malum-ı şerif- de olduğu üzere şeterat-ı mertebe-i merkumenin vakt'u zamanıyla maden i mezkur tarafına sevk-i ihracı hususu kaimakamlık mezkurun rü'yet muhasebesi sırasında oymak be oymak senede rabt olunmuş ve tarafınızdan ve rüesa yı aşiret taraflarından dahi teahhüd ve bunların ihracı için kol kol meclis azalarıyla maan derun-i mezkur tarafına sevk ile ifa-yı memuriyet olunmuş ol ması me'mul-i kavi olup bu halde matlub hasıl olmuş demek ise de şayet bazı kendini bilmez taraflarından henüz gitmemiş veyahud esna-yı rahda tarik-i makuse gitmiş, veyahud hilaf-ı teahhüd hiç göndermemiş bulunanlar olur ise o makulelerin derhal der-akab sevk ve ihraclarıyla beraber tehirine olanların icabına bakılmak üzere isimlerinin derciyle keyfiyyet tarafımıza iş'arıyla beraber memur muma ileyh oradan Delikli- taş ve Tokat kalhanesi taraflarına ve maden-i mezkur canibine azimet edeceklerinden hiyn-i azimetinden kalma kamlık mezkurun süvari-i muvazzafın dan refakatına dört beş nefer süvari terfik olunarak, eğerçi kendisi bizzat maden-i mezkure kadar girecek olur ise süvari-yi merkumenin birrefeka ma den-i mezkure kadar gitmek şayet kendisi gitmeyüp Deliklitaş'tan avdet idecek olursa, yedinde bulunan emr-i aliyi süvari-yi merkumenin biriyle oradan maden-i mezkure müdiri tarafına göndereceğinden, buraların süvari-yi merkumeye lisanen tenbih kılınmış, hususuna himmet ve memur muma-ileyh Deliklitaş tarafında olan memurun yedinde bulunan defteri kendisinde olan defterle tatbik edeceğinden buralarının tarafınızdan dahi memur muma-ileyhe iş'arına hasseten ruyet eylemek siya kında şakka-i mütehalisa tahrir ve tesyir kılındi. 27 Safer 1274 1857.

Valiyi Eyalet-i Ankara

Mühür: Seyyid Ali Rıza

Abdurrahman Beyin Bolu'ya Sürgünü

    Bir anlaşmazlık sonucu, Sivas Mutasarrıfının emriyle beyliği elinden alınıp Bolu'nun Düzce ilçesine sürgün edilen Abdurrahman Bey, burada kaldığı dört yıl içinde çok ıztırap çekmiş, buranın havasına dayanamayan Abdurrahman Bey'in ailesinde bazı ölümler meydana gelmiştir. Kırıkkale yöresinde oturan, Karakoyunlu Türkmen Ağa'sı Mehmet Kahya'nın İstanbul'a gidip Rüstem Paşa'ya ricasıyla, Abdurrahman Beyin aşiret içine geri dönmesi sağlanmış, beylik, Abidin Bey'den alınarak tekrar Abdurrahman Bey'e iade edilmiştir.
Karakoyunlu Türkmenlerinden Mehmet Kahya Abdurrahman Beyin Bolu'ya sürgün edilmesine aşağıdaki ağıdı söylemiştir:

Durdurmadık şu Sivas'a gideni
Faydası yok ellerimiz boş döndük
Bey gideli avı kuşu unuttuk
Elim varıp kuşa öskün vuramaz.
Sivas defterdarı sen binler yaşa
Yine bize günah etti Kör Paşa
Teselli veremem yarana eşe
inşallah tez gelir çok bir ıramaz.
Hele bakın şu Sivas'ın kahrına
İnanmayın o Hamza'nın mührüne
Saldılar beyimi Düzce şehrine
Suçu olsa gittiğini aramaz.
içimizde ihtiyarın birisi
Adın demem pezevengin halisi
Emaneti sana Bolu valisi
Varan aslan her ülkede türemez.
Hele bakın şu Sivas'ın nazına
Bakan yoktur Hasan Bey'in yüzüne
Kara haber gitti Cerit kızına
0 da kederlenmiş zalma duramaz.
Tutuldu kaza-im oldu dilim
Gitti Hacı İsmail kırıldı kolum
Yollara bakmasın Adile Hanım
Bir vakit de Beyin yüzünü göremez.
Mehmet'im ebter yüreğim yare
Mukadder Mevla'dan buna ne çare
Var Rüstem Paşa'ya sarıl bir kere
Başka vezir bu yarayı saramaz. (20)
 Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile Pehlivanlı Halit Bey'in İsyanı 1826'da Yeniçeri ocağı'nın II. Mahmut tarafından kaldırılması, 1827 de Navarin olayı, 1829 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı Devleti'ni büyük bir mali krize ve otorite boşluğuna sürüklen mişti. Bundan yararlanmak gayesiyle Mısır'da entrikalar çeviren Kavalalı Mehmet Ali Paşa, buradaki valileri tedirgin etmiş ve nüfuzunu iyice arttırmış, Babıali onu Mısır valiliğine atamaya mecbur kalmıştır.

    İsyana bahane arayan Mehmet Ali Paşa, Oğlu İbrahim Paşa kumandasında karadan ve denizden 30.000 kişilik bir orduyu Anadolu'yu istila etmek maksadıyla Suriye'ye gönderdi. (21)

    Yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı, devletin mali bünyesi sarsılmıştı. Bu durum, hükümetin, yoksul Anadolu halkından daha fazla vergi, asker ve mühimmat istemesine neden oldu. Voyvoda ve mütesellimler, isteği karşılayamayan halka baskı yapmaya başladı. Baskılar, halkın devlete olan güvenini sarstı. Anadolu'da yer yer isyanlar başladı. Rize ve Hopa'da Tuzcuoğulları isyanı, Kastamonu'da Tahmiscioğlu ve Aydın'da Atçalı Kel Mehmet isyanı, bunların en önemlilerindendir. Halk bu isyancıları kurtarıcı gibi görüyor, asilere yataklık ve yardımda bulunuyor, bazen de bunlarla birlikte isyana katılıyordu. Pehlivanlı aşiret beyi Hacı Halit Bey'in isyanı da bu ortam içinde ortaya çıkmıştır. (22)

    Halit, Bozok sancağına bağlı Pehli yanlı aşiret beyi iken, devlet adına halkta topladığı parayı gasbettiği gerekçesi ile, Bozok sancağı mutasarrıfı Salih Paşa tarafından yakalanıp hapse atıl dıktan sonra, Kastamonu'ya sürgün edilmiş idi. Bir yolunu bulup Hicaz'a firar eden Halit Bey, bir müddet sonra Şam'a gelmiştir. Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim'in Haziran 1832'de Şam'ı işgali sırasında burada bulunan Halit Bey, İbrahim Paşa'yla yakın temas için dedir. Hatta birlikte hareket etmektedirler. (23)

    Suriye'yi ele geçiren Kavalalı İbrahim Paşa, Temmuz 1832'de Belen'de Hüseyin Paşa kuvvetlerini yendi. Bu suretle Urfa, Adana ve Maraş, İbrahim Paşa'nın kontrolüne girdi. Mısır ordusu Anadolu içlerine ilerleyip Konya ve yöresini kolaylıkla işgal etti.

    İbrahim Paşa ile Halit Bey'in sistemli bir şekilde yaptırdığı propoganda, Anadolu halkını merkezi hükümetten ayırmıştı. Halit'in Pehlivanlı aşiretinemensup olması da bu propogandanın halk arasında çabuk kabul görmesinde önemli rol oynuyordu. Anadolu'yu kendisine tabi kılmak isteyen İbrahim Paşa, Çankırı ve Bozok mütesellimliklerini, Yeni-İl voyvodalığını Halit Bey'e vermiş, Halit, bu bölgelere emirnameler göndermeye başlamıştı.

    Bu sıralar, Pehlivanlı aşireti içine dönen Halit Bey, aşiret içinde beylik konusunda anlaşmazlığa düşerek, karışıklığa neden olduğu için, Bozok mütesellimi Şakir Bey tarafından yakalanıp ikinci kez hapse atılmış idi. Kapıcıbaşı Şakir Bey, Çapanoğlu Süleyman Bey'in kethüdalarından birinin oğludur. Halit'in Şakir Bey'in emriyle hapse atılmasına yakılan ağıt:

Şakir Efendi dedim geldim yanına
Bu iş yakışır mı senin şanına
Nasıl zincir taktın iki koluma
Ben bir bey oğluyum eller utansın.
Kalaba da benim gönlüm kalaba
Tüfeğimi koydurdular dolaba
Bilse idim gider idim Halep'e
Ben bir bey oğluyum eller utansın.
Şakir Bey derler de boyuma baktı
Demir puhaları koluma taktı
Olanca tüylerim ayağa kalktı
Ben bir bey oğluyum eller utansın. 24
Bir yolunu bulup ikinci kez hapiste kaçan Halit Bey, Konya tarafına gitmiştir. Mehmet Paşa, Halit'in boş laflarına aldanarak, tutuklamayıp, serbest bırakmış, ayrıca kendisine Aşiret beyliğini iade etmişti. Bu durum ise Rauf Paşa tarafından İstanbul'a bildirilmiştir.Halit'in önceki yaptıklarını dikkate alan Babıali, Ordu'yu Hümayun gelinceye kadar, Rauf ve Mehmet paşalar vasıtasıyla Halit Bey'i oyalamak maksadıyla, beyliğine dair kendisine düzme kağıtlar gönderilmiştir. Halit, Ordu'yu Hümayunun Konya'dan Akşehir'e çekilmesi sırasında, İbrahim adlı bir şakinin yanına gitmiş, başına bazı çapulcuları toplayıp, kendi aşireti başta olmak üzere Kırşehir, Nevşehir, Niğde ve Yozgat (Bozok)ı talan etmiştir.

    Devlet, bu ayaklanmayı bastırmak için, Kayseri mutasarrıfı Osman Hayri Bey ile Bozok mütesellimi Şakir Beyi tayin etmişti. Trabzon ve Sivas valisi Seyyid Osman Paşa, Konya'daki Osmanlı ordusuna katılmak üzere Kayseri'ye geldiği günlerde, isyan nedeniyle bu yöreler oldukça karışıktır. Yörede yaşayan halk, asileri tuttuğunu, dolayısıyla ordunun buradan ayrılmasının doğru olmayacağını Osman Paşa merkeze bildirmiştir.

    Yozgat sancağını ele geçiren şaki Halit Bey, bir gece yarısı Yozgat'a girmiş ve kendi adamı olan Aksaraylı Hacı Bekir adlı birini şehre mütesellim atamıştır. Seyyid Osman Paşa, 4 Ocak 1833 tarihli Kaimesinde (uzunca bir kağıda yazılan buyruk) Halit'in Yozgat'a girişini şöyle açıklar.

    "Adı geçen şaki Halit, şehre girip bir mütesellim atayarak, fazla asker ile Yozgat'ı işgal etmişti. Buranın ahalisi dahi hainlere meyil ve taraftarlık ederek kötüleri şehrin içine davet etmişlerdi. Bu olanlar, bir haber çerçevesinden Yozgat mütesellimi Şakir Bey tarafından merkeze ihbar edilmiştir."

    Osman Paşa'nın şu Kaimesi de Halit'in bu bölgelerde nasıl korku ve dehşet saçtığının bir kanıtıdır.

    "Önceden de bildirildiği üzere, Hain Mısırlılar ile gelen Pehlivanlı Halit adıyla bilinen şaki, bu havaliye gelip kötülük ve fesat edip, başına bir takım eşkıya toplayıp, Gümüşkane Ma'deni? (Keskin) Pehlivanlı aşireti ile Bozok sancağının çoğunluğunu istila etmişti. Bozok mütesellimi Şakir Bey, Kayseri mutasarrıfı Osman Hayri Paşa'dan yardım istemiş, Osman Hayri Paşa'ya bağlı asker, top ve mühimmat ile Şakir Bey burayı kuşatmaya başlamıştı. (25)

    İşgal ve korku nedeniyle Ürgüp'te İbrahim Paşa ve Halit'i tanıyan şehirler arasındaydı. Seyyid Osman Paşa, burayı asilerin elinden almak için kuşatmıştı. Ürgüp'e ait Kaime'de olay şöyle anlatılmaktadır: "Ürgüp kasabası halkı da Mısır'da gelen asilere tabi olmuşlardı. Bölgenin arazisi Çetin ve taşlık olup, halkı çok kalabalık olduğundan, bir çatışmada büyük kayıplar verilmesinden korkulduğu için, memurlar vasıtasıyla yöre halkına nasihatler yazılıp gönderilmişti. Yazıyı getiren memurlarımız, yöre halkı tarafından büyük bir cesaretle zor kullanılıp dövülmüş ve kovulmuştu. Üç defa ikazdan sonra, adı geçen kasabanın üzerine varılıp bu defa dahi halkın söz dinleyeceği düşüncesi hakim iken, halk kasabanın dışına yatıkları mevzi ve siperlerde saklanmış idi. Askerlere muharabeye teşebbüs emri verilme ile, on beş dakika dayanma gücü kalmayıp darb ve zor kullanılarak kasabaya kolaylıkla girilmiş idi. Elebaşları olan 50-60 kişi, kılıç ve silahlarıyla derhal yakalanıp zincire vurulmuştu." (26)
 Ürgüp'te geri çekilen Halit, buraya iki saat mesafedeki Uçhisar'a dört bin kadar eşkiya sevketmişti. Halit, burada da tutunamayıp yenilmiş. Nevşehir'e gerileyen Halit, burada tutunmaya çalışmış, fakat askerimizin üzerine gelmesiyle direnme gösteremeyip askeriyle birlikte Aksaray tarafına gitmiş idi. Hiçbir direnmeyle karşılaşmayan Osman Paşa, 8 Ocak 1833 gecesi ordusuyla Nevşehir'e girmiştir. (27)

    Aksaray, Ortaköy üzerinden Kırşehir yönüne giden Halit Bey, Ekecik Dağı eteklerinde saklanan Delibaş Me med adlı eşkiya ve adamlarını yakalayıp bunların halktan ve kervancılardan gasbettiği malları yöre halkına dağıtmıştır. Kuruağıl köyünden eğlenip Kesikköprü'den geçtiği anda burada pusu kuran hükümet kuvvetleriyle çarpışmış, onları yenerek Kırşehir'e yönelmiştir. Kendi aşiretini istila etmek isteyen Halit Bey, askerlerine 'Savaşmak için karşınıza çıkan Pehlivanlı atlılarının oyununa gelmeyiniz. Onlar, sizi öyle bir bölgeye çeker ki hepiniz bu sarp yer den mahvolursunuz." tenbihinde bulunmuştur. Direnmeyi kıran Halit, kendi aşiretini ikinci kez istila etmiştir. Bu olay hakkında söylenen bir ağıt: (28)

Halit Bey derler de değmesin nazar
Aşiret içinde koç gibi gezer
Elinde kargısı ordular bozar
Olur mu Halit Bey böyle olur mu?
El bağlayıp divanında durur mu?
Atımı sürdüm de Deveboynu'na
Gafil düştüm Halit Bey'in oynuna
İpek kaftanımı basın koynuma
Olur mu Halit Bey böyle olur mu?
El bağlayıp divanında durur mu?
Söyleyin Pehlivan beyleri gelsin
Ordular bağlayıp önümde dursun
Bekir Bey önünde çarhacı olsun
Olur mu Halit Bey böyle olur mu
El bağlayıp divanında durur mu?
Yusuf Beyim konağında oturur
Hüseyin Bey düşmanını bitirir
Alaylar bağlayıp sürer getirir
Olur mu Halit Bey böyle olur mu?
El bağlayıp divanında durur mu?
Bilse idim ben giderdim uzağa
Şakir Bey düşürdü beni tuzağa
Kurban olsun elli paşa, yüz ağa
Olur mu Halit Bey böyle olur mu
El bağlayıp divanında durur mu? (29)
Diğer yandan Niğde mütesellimi Mehmet Ağa, kendisine bağlı bir kuvvetle Kayseri'den hareket etmiş, Niğde'ye gelmiş, fakat halk, Halit taraftarı olduğundan Mehmet Ağa'yı şehre sokmamıştı. Arazisi taşlık ve zor olduğundan, teslim olmaları için haber yollanmasına karşılık, çokluklarına güvenen halk, şehrin dışına hendek ve siper kazarak direnmeye başlamışlardı. Ordunun üzerlerine gelmesiyle çabuk bozulup şehrin içine doğru kaçmaya başlamışlardı. Peşi sıra giden askerlerimiz, ileri gelen kırk elli kişiyi idam edip şehri ele geçirmiş idi." 30)

    Yozgat, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde yörelerini talan eden Halit Bey, 1833 Mayısında padişahla Mısır valisi arasın da imzalanan Kütahya Anlaşması gere ğince Anadolu'da gücünü kaybeden İbrahim Paşa ile Halep'e gitmiştir. Yakınlarının anlattığına göre, halkta gasbettiği altınları 20 deve, kırk katıra yükleyip götürmüş, bu parayla büyük çiftlikler satın alıp Halep'te yaşamını sür dürmüştür. (31)

    Pehlivanlı Abidin Bey     Kırıkkale Kenanbeyobası Pehlivanlı Türkmen aşiretinin reisi Abidin Bey, yazın Uzun Yaylada yaylarken Avşar beyinin kızını görür beğenir ve ister. Kız, "Dağın tazısı ovanın ceylanını alamaz." der Abidin Bey'e varmaz ve bir de dörtlük söyler:

Ceylanı avlamaz dağın tazısı
Obaya yazılmaz alın yazısı
Avşarın bunca yiğidi varken
Türkmen'e mi gider emlik kuzusu.

Abidin Bey, Avşar kızına şu dörtlükle karşılık verir.

Türkmen oğlu derler inadım inat
Kız seni alırım muradım murat
Yedi Avşar gelse gene vazgeçmem
Altımda kişniyor al benli kır at.

    Abidin Bey, Avşar-ı basar ve kızı kaçırır. Gerdek gecesi Abidin Bey kıza, "Dağın tazısı ovanın ceylanını nasıl avladığını gördünmü?" der. Kız, "Kar yağdı keriz avı oldu." diye cevap verir. (32)

    Abidin Bey, Kırşehir, Çiçekdağı Türkmen Tülek aşiretinin reisi Tülek Hasan Bey'in çadırında misafir iken, Avşarlar Tülek aşiretinin oturduğu bölgeleri basar ve soyarlar. Bu sırada Tülek Hasan'a haber ulaşır. Tülek Hasan, Abidin Bey'e "Senin kayınların Avşarlar aşiretimizi talan etmişler deyince, Abidin Bey, hemen atına atlayıp sürer. Bu sırada başındaki fesi yere düşer. Fesi almak için geri döndüğünde aşirette yaşlı bir kadın 'Abidin Beyim gitme, bizde fesin düşmesini uğursuzluk sayarlar.' der. Abidin Bey dinlemez. Yanına aldığı Hasan Bey, Zülfikar ve Deli Hacı Osman ile birlikte, kalabalık atlıdan oluşan Avşarlara yaklaşırlar. Hasan Bey, kavgaya girmeyi istemez. Bu işi Tülek aşiretinin çözmesini söyler. Abidin Bey, "Hasan, gözüyün ağı yine bir karış büyüdü" diye kızar. Avşarların başı Kıçı Büyük Ismail, "Eniği ağzında giden kurda dokunulmaz, sonra Avşar kızı dul kalır gelmeyin." der. Abidin Bey dinlemez, elinde kılıcı ileri atılır. Avşarlar dolma tüfekle Hasan ve Deli Osman'ı yaralayıp, Zülfikar ve Abidin Bey'i vurup öldürürler. Yiğit, mert, yakışıklı 33 yaşındaki genç Abidin Bey'in ölümü aşirette büyük üzüntü yaratır ve bu olaya bir çok ağıtlar yakılır.

Yetmemiş kılıcı tavsımış yayı
Önünde kaçıyor Avşar'ın beyi
Kör Avşarlar vurmuş Abidin Beyi
Şimdi yalan oldu kime ne deyim
Abidin Bey vuruldu kime ne deyim.
Kalleş Tülek Hasan yelledi bizi
Kanıma gark oldu yaylanın düzü
Bana ağlasın da dayımın kızı
Şimdi yalan oldu kime ne deyim
Abidin Bey vuruldu kime ne deyim.
İnsafa gel dayım oğlu insafa
Kucağımda pek küçüktü Mustafa
Üç sene dokuz ay sürdüğüm safa
Şimdi yalan oldu kime ne deyim
Abidin Bey vuruldu kime ne deyim. (34)
    Arşivimizdeki Osmanlıca el yazma bir defterde, Aşık Osman ve Aşık Diyarı tarafından Abidin Bey için söylenen iki ağıdın mısraları şöyledir:

Sana ruhsat verdi Müşir Alişan (*)
Fethet aduları meydan senindir
Ziyr destine aldığın gündü Kürdistan
Avşar beylerinde hicran senindir.
Hep eli kargılı yiğitler sende
Hem aslan heybetli durur divanda
Deli Hacı çarhacıdır önünde
Hamle eder düşmana ceylan senindir.
Alnında yazılan gelir serine
Namın gitti Hindistan'a Kırım'a
Çöldeki hasetleri sürdün Urum'a
Ağlaşır analar figan senindir.
Mevlam ruhsat verdi açıldi bir bab
Dört kitabı kelam hem ali cenab
Buyrultular gelir hep sana hitab
Görülür davalar divan senindir.
Havfını çekiyor şol Kozan Dağı
Eridi kalmadı yürekte yağı
Alem sana mahal görür üç tuğu
Elmas cevahirli nişan senindir.
Pehlivan oğlusun ocağında kadim
Heybetin alidir ismin Abidin
Barışık etme küffarı bi-din
Erzurum, Ahıska ibret senindir.
Hamle ettin düşmana Seyyidi Battal
Erenler şahbazlar Urum'a kıtal
Olunca efendim bir cengi cidal
Kolcular destinde meydan senindir.
Meydana çıkınca gözler kamaşır Zahmını yiyenin dili dolaşır
Halil Bey, Musa Bey imdada ulaşır Vurun şahbazlarım diyen diller senindir.
Mubarek cenabın gayetten cesur
Nice düşmanları eyledin esir
Bu Osman kulundan var ise kusur
Affeyle efendim bigane senindir.
II
Bu fenayi dünyanın üstüva binası
Bir ateş düşürdün cihana beyim
Padişaha malum değil bir tanesi
Takdirde bu imiş bahane beyim.
Öldüğünde işiten candan usandı
Adalet tahtında padişah pendi
Sarı perçem al kanlara boyandı
Gençlikte hayıftır bu cana beyim.
Kara Bey, Muslu Bey hayfını güder
Şakir Bey kan döküp zari zar eder
Gam gussaya kaldı şimdiye peder
Yeniden düşürdün figane beyim.
Her demde vezirler eylerdi hürmet
Hasan Bey yolunda ser verir helbet
Kaçma Tülek Hasan aman muhanet
Elden mi verdiler düşmana beyim.
Yok imiş hiç kimse kavgasına sak
Sipere durmuşlar menzili uzak
Pehlivan Oğlusun vurdu bir çıplak
Elbette duyulur sultana beyim.
Padişah nüfuzu gibi geçer taşa
Emrinde matbuun din islam haşa
Duyunca döğündü ki nice paşa
Aldırır Kozan'ı tufana beyim.
Böyle yiğit gelmez gayri dünyaya
Bulunmuş torun gayretin saya
Yükünü yüklenmiş bir arabaya
Dediler geliyor vatana beyim.
Her ana doğurmaz böyle bir fettar
Üç yüz çiftçisi, üç yüz köle var
Hayli çabaladı yedinde zülfikar
Ser verdi yoluna kurbana beyim.
Mısır ülkesinde birikti zatlar
Beyime çırak çıkardı verdi hilatlar
Tavlada kişneşir küheylan atlar
Söylemez dilleri ki yana beyim.
Bu Anadolu'da var mıdır dengi
Gonca güller soldu kalmadı rengi
Haym Avşar nasıl çektin tüfengi
Getirdi ne yandan niş beyim.
Harameyn ilinizde kır atlar
Dört atlıdan kaçar iki yüz tüfekler
Mavi şalvar giyer samur da kürkler
Şiddeti gösterir aslana beyim.
Beş yüz adam olsa bir beyim kalsa
Sadık oğlu Osman çarhacı varsa
Hasan Bey gibi dört dahi olsa
Kızıl kan döktürür fermana beyim.
Yiğit batman döğer olur mu narhı
Yiğitlikte zira bulunur farkı
Hasan Bey karıştı elinde kargı
Bölük bölük böldü bir yana beyim.
Hazreti Ali gibi verdim bir yiğit
Dünyası ahreti ki olsun mucit
Nişanına buyurdu ol Sultan Mecit
Düşürür katilini fernana beyim.
Yiğit ölür amma methi de gitmez

Kapandı gülşenler bülbüller ötmez
Mustafa Bey küçük aklı da yetmez
Onu ısmarladı Yezdana beyim.
İnşallah mekanı cennette bağa
Bir kavga olmadı ki soldan sağa
Muhammed Bey obasında ol Ali Ağa
Getirir hasmını imana beyim.
Lokman Hekim gelse yoktur ilacı
Mevlam rahmet etsin bu goygun acı
Torun torununun Oğlu da Hacı
Gözleri üşküflü şahane beyim.
Çifte konakları döşeli minber
Kara Bey efendim yerinde cevher
inşallah yurdunu tuta Bey Haydar
Kötülük getirmez bu şana beyim.
Sordum ki sinini otuz da çağlı
Düşmana at katar kılıcı zağlı
İsmi Abidin Bey Pehlivan Oğlu
Bu öc kalmaz bir gün düşmana beyim.
(*) "Müşir Alişan" sözcüğü şahıs adı olmayıp, bir kurumun adıdır. Kanuni döneminden başlayarak illerde birer 'Alişanlık' kurulmuş idi. Bu makamlara bölgesine egemen yerli beylerden şahıslar atanmıştır. Atanan yerli feodaller, vergilerin toplanmasında, halkın askere alınmasında valilerin sağ kolu olmuş, ayrıca asayiş konularında da şehirlerde oturan asıl valilerin işlerini kolaylaştırmışlardır. Pehlivanlı Karaca Bey ve Osman Efe:     1900 -1906 yıllarında Konya, Beyşehir yöresinde türeyen eşkiya Osman Efe, başına topladığı adamlarıyla Konya, Ankara, Kayseri, Çorum, Nevşehir, Niğde, Aksaray, Yozgat ve Kırşehir'de soygun yapıyor, yol kesiyor, köy basıyor ve kervancılarda haraç alıyordu.

    İstanbul Hükümeti, halktan ve askerden birçok insanı katleden Osman Efe'yi yakalamak için Çapanoğlu'nun nüfuzundan yararlanmak istemiştir. 0 sıralar Yozgat'ta Tabur Ağası olan Kes kin kazası Pehlivanlı aşiretinden Abdurrahman Bey'in Oğlu Yüzbaşı Karaca Bey, Osman Efe'yi yakalamak için görevlendirilmişti (36) Bir çatışmada Karaca Bey, Osman Efe tarafından ayağından vurulmuştur. Yarasının neşterle temizlendiği sırada of bile demeyen Babayiğit, yakışıklı ve cesur Karaca Bey'e dok tor hayret eder. Karaca Bey ile Osman Efe arasında geçen olaylar, Öyküleriyle Türküleriyle Kırşehir Ağıtları ve Destanları." adıyla yakında çıkacak eserimizde detaylarıyla anlatılmıştır. (37) Çapanoğulları ve Pehlivanlılar

    Çapanoğulları Orta Anadolu'nun en nüfuzlu ayanlarındandır. Yazılı kaynaklarda bunlar hakkında detaylı bilgi mevcuttur. Biz burada Çapanoğulları ile Pehlivanlılar diyaloğunu dile getireceğiz.

    Kırım'dan başarı kazanamayan Mikdat Ahmet Paşa'nın baskısı neticesinde Amasya ayanları 1778 yılı sonlarında Çapanoğlu Mustafa Bey'e sığınmışlardı. Kendisinden aşağı idari bir makamda oturan Çapanoğlu
Mustafa'nın direktifleri, Ahmet Paşa'yı oldukça kızdırmıştır. Bu nedenle, Ahmet Paşa, Canikliler ile birlik olup Çapanoğlu'nun topraklarına saldırdı. Alaca'ya kadar ilerleyen Canikli kuvvetlerine direnen Mustafa Bey, Pehlivanlı kuvvetlerinin gelmesiyle hucuma geçerek, 12 Eylül 1 779'da Zile yakınındaki Geldiklan mevkiinde onları yenilgiye uğrattı. (38)

    Mustafa Bey, Pehlivanlılar'ın katkılarıyla 1 776'dan beri Canikliler başta olmak üzere, bölgede sürdürdüğü mücadeleyi kendi lehine çevirmesini bilmiştir. Elde ettiği bu başarılar sonunda da İstanbul'a nüfuz ve itibarını kabul ettirmiştir.

Şam isyanı

    Cezzar Ahmet Paşa, 1 782'de Akka'yı tahkim ederek oraya yerleşmişti. Babıali kendisini Bosna valiliğine nakletmek istemişse de Dürzidağı yöresindeki karışıklıklar nedeniyle Paşa, yerinde bırakılmıştır.

    Bu sıralar, Yusuf ve Emir Ahmet adındaki iki kardeş, Lübnan emirliği için birbiriyle kıyasıya mücadele ediyordu. Cezzar Ahmet Paşa, Yusuf'u himaye ederken, Şam valisi Azım-zade Ahmet Paşa da Emir Ahmet'i destekliyordu. Cezzar Ahmet Paşa'nın yardımıyla Yusuf kardeşine galip gelmiştir. Ahmet Paşa'nın vefatından sonra Şam valiliğine Derviş Ahmet Paşa atanmış, paşanın beceriksizliği yüzünden, bölgede yaşayan bazı Arap kabileleri yağmacılığa başlamıştır. Hatta Anadolu'da giden Hacılar, o yıl yolculuk sırasında bu yağmacılardan çok sıkıntı çekmiştir.

    Babıali buradaki isyanı Çapanoğlu'na havale etmiş, o da Pehlivanlı Halil Bey'i isyanı bastırmakla görevlendirmişti. Aşiretten toplanan bin kadar atlıyla Şam'a giden Pehlivanoğlu Halil Bey, önce asilere saldırır gibi yaparak onları üzerine çekmiş, aniden geri çekilerek, dar bir boğazda asileri topyekün imha etmiştir. Bu başarılarından memnun kalan Babı Çapanoğlu'ndan o yıl Pehlivanlı aşiretinden vergi almamasını emretmiştir.

Pehlivanlı Adının Kaynağı    Istanbul'un et ihtiyacı genelde Anadolu'daki göçer Türkmen aşiretlerinden karşılanıyordu. Mühimme Defterlerinde konu hakkında geniş bilgi bulunmaktadır. "1755'te Istanbul'da mey dana gelen et sıkıntısını gidermek için Bozok sancağı voyvodalığı Çapanoğlu Ahmet Ağa'ya verilmiştir." 1755 tarihli vesika, bir örnek teşkil etmesi için buraya alınmıştır. Aslında bu gelenek yüzyıllara dayanır.

    Aşirette derlediğimiz bilgilere göre, bir sonbahar günü Istanbul'a sürü götüren Pehlivanlı obasından iki kardeş, çayırda padişahın huzurunda yapılan bir güreş müsabakasına izleyici olarak katılmışlardı.

    Dış ülkeden (Rus) gelen bir pehlivan, saray pehlivanlarını birer birer yenip yenilmezliğini ilan etmişti. Bu sıra da, ortaya çıkan pehlivanlı kardeşler den birisi, bu pehlivanla güreşeceğini bildirdi. Bir oyuna kalkışmadan yabancı pehlivanı tutup sırtını bir anda yere vuran pehlivanlı genci, Padişah, huzuruna çağırtıp, "Dile benden ne diler sen!" demiş, o da "Canıyın sağlığını ve devletiyin bekasını isterim demiş." Padişah, "Aşiretinizin adı Pehlivanlı olsun, fermanım gereği sen de bu aşirete bey olasın" demiştir. Pehlivanlı aşiretine mensup bazı aileler sonradan "Özbek" soyadını almışlardır.
Il. Mahmut Tarafından Verilen Pehlivanlı Aşiretine Ait Ferman

    Mefahirü'l-Kuzat ve'l-hukkam me adin'İ-fazı'ı ve'l-kelam zikr-i ti tımarların havi olduğu kazaların kadıları ve naibleri zide fazluhum ve kıdvetül emacied vel a'yan Kırşehir Sancağı mütesellimi …. zide mecduhu ve mefahi rül emasil ve'İ-akran çeribaşılar zide kadruhum tevki-i refi-i hümayun vasıl olıcak malum ola ki Rumeli ve Anadolu eyaletinde kain bilcümle sabi ve mütekaidinin mutasarrıf oldukları zeamet ve tımarlar tahkik olunan hususiyetlerine göre beher sene hums-ı şer'i cebelu letlerinin asakir-i mensure mutasarrıf, na tashihan maktua hazinesine teslim olmasını derkar-ı seniyyem muktezasından ve ol vecihle iki yüz kırk altı senesi... fuhul ve murur eden sene-i merkume bedeliyyeİerinin zeamet ve tımarlar mutasarrıflarından tahsil ve hazin merkumeye teslimi lazımadan olmaktan naşi o makule zeamet ve tımarlardan liva-i mezburda kain yedi aded tımarlar kaseni-i merkume mahsuben lazım gelen humus-ı şert cebeli yedlerine mutasarrıflardan ve mutasarrıfları mevcut olmadıkları halde zeamet ve tımarları hasılatından ve icab ve iktiza edenlerden tamamen ve kamilen tahsil ve teseilüm ve şöhretleri beyan olunarak musarrafa defteriyle maan matud hazinesine irsal ve teslim olunmak üzere suret-i defteriyetle emr-i şerifim isdarı iadesi hususunı müncezden Rical-i Devİet-i Aliyemden ... nazırı iftihar'ül emacid vel ekarim Seyyid Abdurrahman Nafiz dame mecduhu memhur nefer bine inha itmekten naşi mucibince tanzimi hususuna irade-i aliyem tealluk idüp ol vecihle hazine-i mezbure ilmuhaberi verilmiş olmakla sen ki mütesellim muma-ileyhsin, baş muhasebeden ihrac ve derun-ı, emr-i şerifime mevzuan irsal olunan suret-i defter-i natık olduğu üzere liva-i mez kurde kain yedi aded tımar mutasarrıflarının beş bin iki yüz elli kuruş tımarları hasılatından sene-i merkumeye mahsuben iktiza eden bin yüz otuz kuruş hums-i şer-i cebeluyedliy mahallinde mutasarrıfları tarafından ve mutasarrıfları mevcud olmadıkları halde, tımarları hasılatından ve icab ve iktiza idenlerden bir akçesi geriye kalmayarak, marifetin öve marifeti şeri ve çeribaşılar muma-ileyhim marifetiyle tamamen ve serian tahsil ve edalarını mestur kılınmadan yedlerine ruznam çe-i hümayuna senedlerini ita ettirilmek için isim ve şöhretleri mübeyyin musarrafat defteriyle maan dersaadetime irsal maktutat hazinesine teslimi hususuna ziyade i'şa ve def eylemek fermanım olmağın hassa-! iş bu emr-i ceİil-i kadrim isdar ve irsal olmuştur. İmdi vusulunda keyfiyyet irade-i liy yem mantuk-ı emr-i şerifimden malu mun oldukta, fermanım olduğu ve b lada bast-ı beyan ve suret-! hazır-, mez kurda emir kılındığı üzere, liva-i mez burda yedi adet tımar mutasarrıflarının bin altı yüz elli kuruş tımanları hasıla tından seni-i merkumeye mahsuben ik tiza eden, bin yüz otuz kuruş humus-ı şeri cebeluyetleri mahallinde mutasar rıfları tarafından ve mutasarrıfları mev cut olmadıkları halde, tımarları hasılatından icab ve iktiza edenlerden bir ak çesi geriye kalma yarak, marifenin ve marifet-! şer'i ve çeribaşılar muma-iley him marifetleriyle tamamen ve serian tahsil ve kalanından yedlerine eda se nedleri ita ettinilmek için isim ve şöh retleri mübeyyin masrufat defteri yle maan ... der-saadetime irsal ve maktuat hazinesine teslimi hususuna ziyade gayret ve dikkat eyleyesin ve siz ki kuzat ve nuvvab ve Çeribaşılar muma ileyhimsiniz. Siz dahi mucib-i emri şerifimle amel ve hareket eylemeniz babında, Ferman-ı ili-şanım sadır olmuştur. Buyurdum ki, hühm-i şerifimle işbu emr-i şerif varid oldukta, bununla amel edesiz. Alamet-! şerifime itibar edesiz.

Sene 1247/1 831

Mahruse-i Kostantiniyye
 
Baki Yaşa ALTINOK
 
 
 
 
KAYNAKLAR

1- İbn İyas, Bada'iüz-zuhur Fi Vaka'i Duhur, 5. 60-64, Kahire, 1956. Ibn Aca, Tarihi Yaşbek, S. 121-1 24. 111. Ahmed Küt. nr. 3057.

2- Tarihi Birzali, Cevahirü'I Sülük, Köp. Küt. nr. 1037, S. 119, a. Prof. Dr. Refet Yinanç, Dulkadir Beyliği, 5. 8-9, T.T.K. Yay. Ank. 1989. Yard. Doç. Dr.Hüseyin Özdeğer, Ayıntab Livası, C. 1.S. 10.

3- Prof. Dr. Refet Yinanç. Yard. Doç. Dr. Mesit Elibüyük, Maraş Tahrir Defteri, C. 1. S. XVI.

4- Cen Hafili'İ-vasıt ve'l-Ey lem'z-Zahir 5. 634, A; Ragıb Paşa Küt. nr. 983, İst. Zuhuri Danışman, Osm. İmp. Tarihi, C. 7, S. 14-15-19, Yeni Mat. İst. 1965.

5- Halep TD, nr. 1040, S. 49-52,1536. Halep TD, nr. 397, S. 804-805,1552. BOA, Halep TD, nr. 454, S. 854-858.

6- İlhan Şahin, Yeni-İl Kazası, 5. 16-23. Adana Şer'iyye Sicilleri, nr. 21, 5.

7- Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, 5. 24, Türkiye Yay. 1964.

8- Katip Çelebi, Cihann-nüma, S.593-594. Faruk Sümer, Bayatlar, İ. Ü. Ed. Fak. Türk Dili ve Ed. Dergisi, IV, 5.3 74-3 75-3 76.

9- Yücel Özkaya, Osm. İmp.Ayanlık, S. 22, Ank. 1977.

10- Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), 5. 246, Türk Dünyası Araşt. Vakfı, İst. 1999.

11- Ahmet Refik, Anadolu'da Türk Aşiretleri, S. 83-84-85-86-87-88-89. Enderun Kitabevi, 2. Bas. İst. 1989.

12- ATA, vs. nr. 195, S. 144-145-146, Sene 1124.

13- MAD, 701,S.4.

14 Cevdet Dahiliye, nr. 14214.

15- Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), 5. 247-248. a.g.e.

16 Osmanlıca Elyazma Destan. Ay rıca Bak. Bedirhan Pehlivanlı'nın Soy Şeceresi.

17- Prof. Mustafa Akdağ, Türk Hal kının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, 5. 292-293. Ank. 1975.

18- J. Niebuhr, Voyage en Arabie, 5.336, Amsterdam, 1776. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, XVIII. y.y. Osmanlı İmp. İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleşt. 5.133, T.T. K. Yay. Ank. 1991.

19- Cevdet Ts. Dahiliye, nr. 552.

20- Osmanlıca Yazma, nr. 2/13.

21- Zuhuri Danışman, Osm. İmp. Tarihi, C. 11-12, S. 263-264, İst. 1966.

22- Mücteba İlgürel, Pehlivanlı Aşireti Beyi Halid'in İsyanı, İst. Üni. Ed. Fak. T. Dergisi, nr. 23,s. 13-22. 1969. Münir Aktepe, Tuzcuoğulları İsyanı, T. Der. C. 111, Sayı 5-6, S. 21-52, İst. 1953. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Kastamo nu'da Tahmiscioğlu Vakası, T. Sem. Dergisi, 1-2, İst. 1 937. Çağatay Uluçay, Atçalı Kel Mehmet İsyanı, İst. 1968.

23- Kaime, Hat. Hüm. Tas. nr.201 42-43, Başb. Arş.

24- Osmanlıca Yazma, 3/23.

25- Kaime, Hat. Hüm. Tas. nr.39746-47, Gen. Kur. Başk. Arş.

26- Kaime, Hat. Hüm. Tas. nr.20142-48.

27- Kaime, Hat. Hüm. Tas. nr.20142.

28- Osmanlıca Yazma, 2/4.

29- Osmanlıca Yazma 2/5.

30- Kaime, Hat. Hüm. Tas. nr.20142-43.

31- Murat Başer, Kırıkkale, Yeniya pan Köyü, 1930 Doğ. İlkokul.

32- Osmanlıca Yazma, 3/3.

33- Bedirhan Pehlivanlı'nın Soy Şeceresi

34- Mehmet Kılıçel, Kırıkkale, Delice, Baraklı Köyü, 1940 Doğ. İlokul.Murat Başer, Kırıkkate, Yeniyapan Köyü, 1930 Doğ. İlkokul.

35-Aşık Osman ve Aşık Diyari Tarafından Yazılan Osmanlıca Yazma Destan.

36- Osmanlı Dev, ve Bozok Sancağı Yozgat Şb. 700, yıl Hat. Kitabı, 5.108-109, Mart 2000. Bedirhan Pehlivanlı'nın Soy Şeceresi.

37- Baki Yaşa Altınok, Öyküleriyle Türküleriyle Kırşehir Ağıtları Ve Destanları, Yakında Çıkacak.

38- Mühimme Defterleri, nr. 178, 5.3 7-38.

39- Zuhuri Danışman, Osm. İmp. Tarihi, C. 11-12, 5. 126-127, Yeni Mat. İst. 1966.

40- Dr. Özcan Mert, XVIII. ve Xy.y. Çapanoğulları, S. 28, Kült. Bak. Yay. Ank. 1 980. Ahmed V Meh nü'l-. ve Hak C. 1. 5. 191-1 92, İst. 1219.

Bu haber 2721 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

PEHLİVANLI

BİR OYMAĞIN TARİHİ

BİR OYMAĞIN TARİHİ Kaynak: www.pehlivanli.com
Aha yine söylüyorum: “Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü”09 Ocak 2012
KIRIKKALE

TAKVİM

SAYAÇ

» Aktif 2  
» Bugün 9  
» Toplam 103729  
Sayın Ziyaretçimiz
» IP'niz | 54.237.78.165

» Bu sitemizi ziyaretiniz


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi